Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2013 Salı

ÇİN SEDDİ

ÇİN SEDDİ
Dünyada en çok görmek istediğim yer Çin Halk Cumhuriyetinde bulunan Çin seddidir.Çin seddini görmek istememin sebebi insan eliyle yapılan devasa görüntüsüdür.İnsanlar bu Çin seddini o günkü teknolojiyle nasıl yaptıklarını merak etmişimdir
   Çin seddinin yapımı M.Ö 9. yüzyıla uzanır 2000 yılı aşkın süre içinde yapılan Çin seddinin uzunluğu 10.000 km dir. Duvar yüksekliği yaklaşık 10 metre genişliği 4-5 metre arasındadır.Çin seddinin yapılış amacı düşmanlarda özellikle Türk saldırılarından korunmak için yapılmıştır.Günümüzde Çin seddinin askeri işlevi kalmamıştır.Çin seddi çok büyük tarihi ve kültürel önem taşır.Büyük bir turizm değerine sahiptir.Bu tarihi yapı dünyanın yeni yedi harikasından biri olarak seçilmiştir.
   Bu muhteşem yapıyı imkanım olduğu zaman ilk ziyaret edeceğim yerlerden biridir.

10 Ocak 2013 Perşembe

Sarıkamış Savaşı...90 Bin Şehit

Sarıkamış Savaşı
Harp tarihine felaketli bir meydan mu­harebesi diye geçen Sarıkamış Harekatı, kış şartlarında cereyan etmiş muharebe olarak, ayrıca sonuçları itibarıyla alınması gereken önemli ve çarpıcı dersleri de ihtiva etmesi nedeniyle Türk tarihinde önemli bir örnek teşkil eder. Yavuz ve Midilli olayı ile fiilen 1'nci Dünya Harbi'ne katılmamızla 1 Kasım 1914 tarihinden itibaren Rus-Kafkas ordusu Türk hududuna taarruzza başladı. Türk ve Rus orduları arasında 22 Kasım 1914'e kadar süren devre içerisinde Köprüköy ve Azap muharebeleri cereyan etmiş olup ileri geri hareketler halinde geçen bu muharebeler iki taraf için de kesin sonuçlu olmamıştır. Sarıkamış harekatının izahına geçmeden önce; bu harekatın cereyan ettiği harekat bölgesindeki arazinin yapısını, her iki tarafın lojistik durumu ve tertibatını incelemekte fayda vardır. Arazinin genel yapısı şu şekildedir: Bölgedeki en önemli mihver; Kuzeyde Allahuekber Dağları ve Çakırbaba Dağı ile Güneyde Aras Karasu silsilesi ile sınırlanmış olan Erzurum-Sarıkamış-Kars mihveridir. Kış şartları da dikkate alındığında Rus kuvvetlerinin kuzey yanlarını dayadığı bu bölgeden herhangi bir Türk taarruzu beklenmemesine neden olan arazi kesimi ise Allahuekber Dağları ve Batıya uzantısı olan Çakırbaba dağıdır. Kış şartları da dikkate alındığında bu sarp arazi kesimi Ruslara Kuzey yanlarının emniyetli olduğu düşüncesini vermiştir. Kuzeyde çevirme harekatı ile baskın sağlanabilecek yaklaşma istikameti Erzurum-Tortum-Kale Boğazı-Oltu-Penek-Kosor Boğazı-Sarıkamış mihveridir. Bu mihverin en büyük mahzuru Allahuekber dağlarının aşılması
Diğer istikamet ise Kosa-Partonos-Çakırbaba Dağı üzerinden geçerek bardız Sarıkamış'a uzanan yaya piyade, yük taşıyan hayvan ve dağ topçusunun geçişine elverişli olan yoldur. Bu istikametler kış şartlarında özel eğitime ve teçhizata sahip olmayan hiçbir birliğin bir çevirme manevrasına dayanama­yacağı istikametlerdir.
Bu şartlarda Türk ordusunun lojistik destek ve teçhizat durumuna bakılacak olursa; Türk ordusunun Balkan harbindeki kayıpları bile henüz tamamlanamamıştı. Teçhizat ve donatım kış şartlarına uygun değildi. Birliklerin çoğunun üzerinde yazlık elbise vardı. Üstelik denetlemelerde başka birliklerden teçhizat alınıyor, birlikler komutanlara eksiksiz olarak gösterilmeye çalışılıyordu. Lojistik desteğe gelince, ordu için 88.000 ton hububat gerekli iken elde 1250 ton hububat vardı. Dolayısıyla askerler başlangıçtan itibaren hamur yemeye mah­kum edilecekti. Bunun dışında Erzurum'da bile cepheye erzak nakleden kollar ancak 6-8 günde varabiliyordu. Rus ordusu ise, silah ve teçhizat bakımından daha üstün olup lojistik destek durumu iyiydi.
Tarafların kuvveti ise şu şekildedir: Her iki tarafın muharebeden önceki tertibatı şu şekildeydi: Enver Paşa ve Gnkur. II. nci Bşk. Albay Hafız Hakkı Bey her ne pahasına olursa olsun Ruslara sürat­le bir darbe indirmek ve yeni bir tanenberg yaratmak düşüncesindeydi. Rus Kafkas ordusunun zayıf ve özellikle çevirme manevralarına karşı çok hassas olduğu hakkında edinilen kanaatle, kuzeyden kuşatıcı bir manevra yapılmasına karar vermişlerdir. Plana göre, 11. nci Kor. ve 2. nci nizamiye süvari tümeni düşmanı cepheden tespit edecek, 9.ncu Kor. Çatak-Pitkir hattın dan kötek istikametinde, l0.ncu Kor. oltu üzerinden, Kor.k.lığına getirilen Albay Hafız Hakkı Beyin 9.ncu Kor.nun Bardız istikametine yürümesi, müteakiben 9.ncu ve l0.ncu Kor.ların Sarıkamış Selim-Sarıkamış hattına ilerlemesini ve geniş bir çevirme ile Kars yolunu kesmeyi içeren teklifi ve muharebenin cereyanı esnasındaki icraatı ile ordu en az 15 km. daha doğuya ve uzağa kaydırılmış ve ordu karlı Allahuekber dağlarında harekatı icraya zorlanmıştır.

3.ncü Kor. K. Hasan İzzet Paşa ve Kor. K.ları;

1. Hareket kabiliyetinden mahrumiyet,

2. Teçhizat ve ikmal maddelerinin noksanlığı,

3. Dağ yollarının karla kaplı olması

Nedenleriyle, yapılacak harekatın neticesinin karanlık olduğu, başarısızlık halinde durumun çok kötü olacağı, kış taarruzunun yapılamayacağı düşüncesini taşıdıkları için, harekat öncesinde Enver Paşa tarafından görevlerinden alınmışlardır. Enver Paşa'nın bizzat emir komuta ettiği harekat şu şekilde cereyan etmiştir.
Birinci gün (22 Aralık 1914) : ll.nci Kor. cephaneden taarruz ederken, 9.ncu Kor. Lafsor'a kadar uzanan ilk hedeflerini ele geçirdi. l0.ncu Kor. zorlukla oltu batısı-narman hattına ulaşabildi.  
İkinci gün (23 Aralık 1914) : Düşmanın 4 P.A. ile yapmış olduğu karşı taarruza karşı, l l.nci Kor.K. tüm kuvvetini mu harebeye soktu. Bu esnada 9.ncu Kor. Çatak Pitkir hattına vardı. 9.ncu Kor. birliklerine ikmalini mahallinden yapmaları, ve cephaneyi idareli kullanmaları emredildi. Diğer taraftan, sahra toplarından bazıları da aşırı soğuk ve kış şartları nedeniyle ileri götürülemiyordu. Böylece harekatın ikinci günü, ikmal ve ulaştırma güçlükleri başlamış bulunuyordu. l0.ncu Kor.K. çok soğuk ve karlı hava şartları altında yolsuz arazide gece ve gündüz yürüyerek,insanüstü bir gayretle Oltu'yu ele geçirmeyi başardı.
Üçüncü gün (24 Aralık 1914): ll.nci Kor. cephesinde düşman karşı taarruzları devam etti. 9.ncu Kor. Bardiz'e vardı. l0.ncu Kor.30 ve 31.nci tümenleri ile kosor istikametinde stomin tugayının peşine takılması, bir tümeni ile Bardiz'a ilerlemesi emredildi. Bu Kor.nun büyük kısmı ile kosor istikametinde geniş bir kuşatmaya girişmesi kesin sonuç yerinde üstün muharebe gücü toplanmamasına ve geç kalınmasına ve netice olarak Sarıkamış felaketine neden olmuştur.


Dördüncü gün (25 Aralık 1914) : Düşman ll.nci Kor. cephesinde Sarıkamış'a doğru kuvvet çekmeye başladı. Çünkü 11.nci Kor. bu kuvveti tespit edememekteydi. 9.ncu Kor. ikmal ve ulaştırma zorlukları nedeniyle döküntü haline gelmekteydi. Sahra toplarını dahi yollarda bırakmıştır. Enver Paşanın l0.ncu Kor.nun kosor istikametinde ilerlediğinden haberi olmadığı gibi, aynı günün akşamı Kor.nun Beyköy hattında olacağını beklemekteydi. 

Kosor'dan Beyköy'e inebilmek için 3000m. yüksekliğindeki yolsuz bir kar çölü olan Allahüekber dağlarını aşmakla meşguldü. 9.ncu Kor.nun tek başına Sarıkamış'a müteaddit taarruzları başarısızlıkla sonuçlandı. Büyük kayıplar verilmiş ve 9.ncu Kor.nun mevcudu azalmıştı. Sonunda Enver Paşa taarruzun 9.ncu ve l0.ncu Kor.larca müştereken yapılmasını ve bunun içinde 9.ncu Kor.nun l0.ncu Kor.yu beklemesine karar verdi. l0.ncu Kor. Allahüekber dağlarında erimiş durumdaydı. Taburların mevcudu 150-200 kişiye inmişti. Enver Paşa'nın l0.ncu Kor.nun felaketli halinden haberi yoktu. 29 Aralık'ta 9.ncu ve l0.ncu Kor.larla yapılan taarruzlar 3 Ocak 1915'e kadar devam etti. 9.ncu Kor.nun 450, l0.ncu Kor.nun 1500-2000 kişilik bir kuvveti kalmıştı. Rus karşı taarruzunun başlamasıyla ordu ilk çıkış üslerine geri alınmıştır.

2 Ocak 2013 Çarşamba

Yavuz Sultan Selim

Yavuz Sultan Selim
Karakterinin sertliğinden dolayı “Yavuz“ ve şehzâdeliğinden beri “Selim Şah“ denen Sultân Selim, 7 Safer 918/Nisan 1512'de Osmanlı padişahı olmuş ve 8 sene, 9 ay bu tahtta oturduktan sonra 8 Şevval 926/ 21 Eylül 1520'de vefat etmiştir: Zulkadiroğlu Alâüddevle'nin kızı Ayşe Hâtun'un oğlu olan Yavuz, şehzâdeliğinden beri, istikbalinin parlak olduğunu gösteren bir hayat çizgisi takip etmişti.

Anadolu'nun Safevî devletinin işgâli tehlikesine karşı, babasının ihmali ve aynı zamanda dedesi olan Alâüddevle'nin aczi karşısında şahlanan ve o dönemde Trabzon Sancakbeyi olan Yavuz, Şia’ya karşı Anadolu'yu müdâfaa hareketine girişti. Gürcülerle yaptığı muhârebeler sonucunda halkın nazarında manevi destek kazanan Yavuz, merkezin ikazlarına rağmen Şî’a ile olan mücadelesine devam etti ve bu mevzuda ihmâlkâr davranan babası II. Bayezid'i tahttan indirerek yerine kendisi oturdu. Ancak mücâdele sona ermemişti. İran meselesini halletmek için Amasya Sancakbeyi ve ağabeyi Şehzâde Ahmed ile Manisa Sancakbeyi olan Şehzâde Korkut ile anlaşması icab ediyordu. Yavuz'a karşı Şah İsmail'den yardım isteyen ve kuvvetli bir ordu ile isyana kalkışan Şehzâde Ahmed, 1513'de Bursa Yenişehir'de maslub edildi ve bağy= devlete isyan suçunun had cezası olarak idam olundu. Bu hadiseden 38 gün önce de, önceleri Yavuz'la anlaştığı ve kendisine Teke=Antalya, Hamîd = Isparta ve Midilli sancakları verildiği halde sonradan isyân eden diğer ağabeyi Korkut da aynı âkıbete uğramıştı.

Mevcut manileri bertaraf eden Yavuz, ittihâd-ı İslâm’ın mühim mani'i olan Safevî Devleti'ni ve onun sinsî reisi Şah İsmail'i halletmek üzere maddî ve manevî hazırlıklara başladı. İbn-i Kemal gibi allâmelerden bu fitnenin def’i için fetvâ alan Yavuz, 920/1514'de Çaldıran zaferini kazandı ve şarkın kapılarını Osmanlı Devleti’ne açtı. Kemah, Bayburt, Erzincan ve Kiğı Osmanlı Devleti'ne 921/1515'de ilhâk edildi. Bunu, aynı yıl Çaldıran zaferinden dönerken üzerine gidilen Zulkadiroğullarının Osmanlı Devleti'ne ilhâkı ta'kip etti. Bütün bu gayretlere rağmen, doğu ve güneydoğu bölgeleri Şi’a tehlikesinden kurtulamamıştı. İşte bu işi, büyük âlim İdris-i Bitlisî ve Bıyıklı Mehmed Paşa üstlendi. Bunların samimi gayretleri sonucu, 1516 ve ta'kip eden yıllarda, başta 26 aşiret olmak üzere, mühim Kürt ve Türkmen beylikleri, istimâlet ile yani kendi arzu ve istekleri ile Osmanlı Devleti’ne iltihâk eylediler. Böylece Doğu Anadolu top yekûn Osmanlı Devleti’nin sınırları içinde kaldı.

Herhangi bir harb olmadan Doğu Anadolu’nun Osmanlı Devleti’ne iltihâkı ve Şah İsmail'in mağlûbiyeti Memlüklüleri ve Sultânları Kansu Gavri'yi rahatsız etmişti. Bu durumu hisseden ve Memlüklülere İslâm birliğini bozdurmak istemeyen Yavuz, Memlüklülerin üzerine yürüdü ve 922/1516 yılında Mercidabık'da Kansu Gavri karşısında büyük bir zafer kazandı. Bu zafer, Malatya, Divriği, Dârende, Besni, Gerger, Kâhta, Birecik ve Anteb'in de yeniden ve sağlam bir şekilde fethine yol açtı. Aynı yıl (922), Haleb ileri gelenleri, erkân-ı devleti ve ulemâsı ile Yavuz'a itaat ve teslimiyet mektubu gönderdiler. Böylece Haleb, Antakya, Hama ve Humus kaleleri de Osmanlı Devleti'ne ilhâk olundu ve eyâlet haline getirildikten sonra Haleb Beylerbeyliğine Karaca Ahmed Paşa getirildi. Daha sonra ise, Dâr-üs-Selâm Şam'a girildi ve birçok Arab Şeyhi kendi arzuları ile Osmanlı Devleti’ne iltihâk eyledi.

922/1516'da Kansu'nun yerine geçen Tomanbay'a bir nâme gönderen ve Mısır'a yürüyeceğini belirten Yavuz Sultân Selim, Safed, Nablus, Kudüs, Aclûn, Gazze ve kısaca Suriye ve Filistin'i de yol üzerinde feth eyledi. 923'de Kahire ve Mısır'ı, Ridâniye harbini zaferle kazanarak Osmanlı topraklarına ilhâk eden Yavuz, böylece şarkta tam bir ittihâd-ı İslâm kahramanı oldu. Böylece Anadolu, Karaman, Rûm ve Rumeli eyâletlerine ilâveten Osmanlı Devleti’ne Diyarbekir, Haleb, Mısır, Şam ve Zülkadriye Eyâletini de ilâve etmiş oldu.

Son Abbasî halifesi III. Mütevekkil Alellâh'dan Ayasofya'da yapılan bir dinî merâsimle halifelik ünvanını da kazanan Yavuz, Mekke Şerifi Ebul-Berekât'ın oğlu Şerif Ebu Nümey vâsıtasıyla Mekke'nin anahtarlarını kendisine göndermesiyle de hâdim'ül-Haremeyn vasfını elde etmişti. Doğuda ittihâd-ı İslâmı tahakkuk ettiren Sultân Selim, Batıdaki İslâm düşmanlarına da dersini vermek üzere 2 Şa'ban 926/1520'de sefere çıktı; ancak 8 Şevvâl 926'da yakalandığı bir hastalıkla manevi şehid oldu.

Netice olarak eyâlet sayısı dört olan Osmanlı Devleti'ni, 8 sene gibi kısa bir zamanda iki katına çıkardı. Son zamanlarına doğru te'sis edilen Cezâyir Eyâleti de hesâba katılırsa, Osmanlı Devleti'ne, bu dönemde beş eyâlet daha ilave edilmiş oldu. Safevilerden de Erbil, Kerkük ve Musul alınmış ve Bağdat Eyâleti'nin temelleri atılmıştır.

Merkez teşkilâtındaki en önemli değişiklik, Yavuz Sultân Selim'in Şarkî Anadolu ile Maraş, Malatya ve havalisini fethetmesi üzerine, 922/1516'da Arap ve Acem Kazaskerliği ünvanıyla Divan'a dâhil olmayan bir kazaskerliğin ihdâs edilip Diyarbakır'ın bu kazaskerliğe merkez olması ve bu hizmete de meşhur tarihçi İdris-i Bitlisî'nin getirilmesidir. Suriye ve Mısır da Osmanlı Devleti’ne tamamen ilhâk edilince, bu üçüncü kazasker de divan-ı hümâyûn hey'etine dâhil edilmiş ve bu hizmete Fenarî-zâde Mehmed Şah Efendi getirilmiştir. Daha sonra Pîrî Paşa zamanında bu makam kaldırılmış ve muâmelâtı Anadolu Kazaskerliği'ne devredilmiştir.

Yavuz dönemindeki devlet adamları arasında Sadrazam Koca Mustafa Paşa, Hersek-zâde Ahmed Paşa, Pîrî Mehmed Paşa ve nişancı Tâcî-zâde Ca’fer Çelebi; ilim adamları arasında Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi, Şeyhülislâm Kemal Paşa-zâde, Mü’eyyed-zâde Abdurrahman Efendi ve Kara Muhyiddin Efendi zikredilebilir.

22 Aralık 2012 Cumartesi

ATATÜRK'ÜN SİVAS KONGRESİ

SİVAS KONGRESİ 4-11 EYLÜL 1919



Amasya Genelgesi gereği kongre, 4 Eylül’de o zamanlar “Mektebi Sultani” olarak kullanılan bir binanın salonunda toplandı. 8 gün devam eden kongreye 38 delege katıldı. İlk oturumda Mustafa Kemal başkanlığa seçildi. Kongre üyelerinin az oluşunun sebebi, İstanbul Hükümetinin baskıları ve Doğu illerinden Erzurum Kongresi kararları gereğince sadece temsilcilerin katılmış olmasıdır.
Sivas Kongresi’nin toplanmasının amaçları:
1-Anadolu ve Rumeli’deki direniş cemiyetlerinin birleştirilmesi. Kurtuluş Savaşı’nın tek elden yürütülmek istenmesi.
2-Erzurum Kongresi kararlarının tüm yurda yayılarak halka mal edilmek istenmesi.
3-Kurtuluş Savaşı’nı ulusal bir kongrenin seçeceği bir kurulun yürütmesini sağlamak.
Sivas Kongresi’nin toplanmasını engellemek isteyen İtilaf güçleri Osmanlı Hükümetine baskıyı artırmışlar, Sadrazam Damat Ferit Paşa’da Sivas Kongresi’ni engellemek için Elazığ Valisi Ali Galip Bey’i görevlendirmiştir. Fransızlar ise Sivas Valisi Reşit Paşa’dan kongrenin engellenmesini aksi halde şehrin işgal edileceği tehdidinde bulunmuşlardır.
Kongrenin Sivas’ta toplanma nedenleri
1-Şehrin stratejik durumu (Anadolu’nun ortasında yer alması)
2-Yol kavşaklarında bulunması.
3-İşgalden uzak olması.
4-Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Sivas şubesinin şehirde iyi teşkilatlanması.
5-Sivas’ta bulunan 3. Ordu Komutanı Selahaddin Bey’in Milli Mücadele’yi desteklemesi.
Kongrede konuşulan konular
Erzurum Kongresi kararları ve tüzüğünün yeni şartlara uydurulması.
ABD mandasının tartışılması.
Sivas Kongresi’nde alınan kararlar ve önemi
1-Erzurum Kongresi kararları bazı değişiklik ve ilavelerle kabul edilmiştir.
2-Erzurum Kongresi kararları bütün ulusa maledildi.
3-Manda ve himaye fikri kesin olarak reddedildi.
4-Temsil Heyeti’nin yetkileri bütün yurdu ilgilendirir hale getirildi.
5-Ulusal direnmeyi gerçekleştirecek güçler “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirildi.
6-Devletin ve ulusun bağımsızlığı zedelenmemek şartıyla yabancı devletlerden yardım alınabileceği kabul edildi.
7-Gayri Müslimlerin her türlü hakları korunacaktır. Ancak siyasal egemenlimizi kısıtlayıcı haklar verilmeyecektir.
8-Osmanlı Mebusan Meclisi’nin toplanması için çalışmaların devam etmesi kararı alındı.
Sivas Kongresi’nin sonuçları
Sivas Kongresi Erzurum Kongresi kararlarına bütün memleketi kapsayan bir nitelik kazandırmıştır. Kongrenin tesirleri çok geniş olmuş, kendinden sonraki bir çok toplantı ve antlaşmalara zemin oluşturmuştur. 30 Eylül 1919’da Damat Ferit Hükümeti istifa etmiş, bu istifa Heyet-i Temsiliye’nin ilk siyasi başarısı olmuştur.

Atatürk'ün Samsun'a Çıkışı

ATATÜRK ÜN SAMSUNA ÇIKIŞI



19 Mayıs 1919 tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki dönüm noktalarından biridir. Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı tarih olan 19 Mayıs aynı zamanda “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaktadır.Atatürk gençlerden sık sık bahsederken, yaş sınırı dışında fikri olarak gençliği yani, fikirde yeniliği ifade etmiştir. O’nun şu sözü çok anlamlıdır:“Genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir.”

Atatürk’ün gençliğe armağan ettiği ve “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanan 19 Mayıs tarihinin önemini anlayabilmek için Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919 tarihleri arasında gerçekleştirdiği İstanbul-Samsun yolculuğunu hatırlamamız gerekir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki önemli olaylardan biri Atatürk’ün Samsun’a ayak basışıdır. Türk Milleti Birinci Dünya Savaşı sonrasında kötüleşen koşullar içinde kurtuluş çareleri ararken büyük bir lider Mustafa Kemal Atatürk ortaya çıktı ve Samsun’a ayak basarak “Kurtuluş” yolunu açtı. Dolayısıyla Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919 İstanbul’dan başlayan yolculuğu bir kurtuluş dönemini simgeler.
Atatürk'ün Samsun'a ÇıkışıSamsun işgal kuvvetleri için önemli noktalardan biriydi. Stratejik bakımdan büyük öneme sahipti ve Karadeniz’den Orta Anadolu’ya açılan en rahat ve güvenilir bir kapıydı. İngilizler 9 Mart 1919 tarihinde Samsun’a askerî birlik çıkarmışlardı. Buna tepki olarak Türk Makinalı Tüfek birliğinden Hamdi adındaki bir teğmenin askerlerini alarak dağa çıkması dikkatleri bu bölgeye çekti ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nin de Türk halkının silâhlandığı konusundaki şikayetleri üzerine bu bölgeye güvenilir bir kumandanın olağanüstü yetkilerle gönderilmesine karar verildi. Bu kumandan Mustafa Kemal Atatürk’tü ve Atatürk uzun zamandan beri ülkenin içinde bulunduğu bu umutsuz duruma üzülüyor ve birşeyler yapmak için Anadolu’ya geçmek istiyordu. Bu O’nun için bulunmaz fırsattı.

Atatürk beraberindeki kişilerle beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü öğleden sonra “Bandırma” adındaki eski bir vapurla Galata rıhtımından ayrılır. 18 Mayıs 1919 Pazartesi günü beklenen yolculuğun sonuna gelinir.

Atatürk, İstanbul’dan başlayan ve Samsun’da sona eren yolculuk esnasında görevli bir askerdi ve giyimi de buna uygundu ancak Samsun’a ayak bastığı günden birkaç gün sonra asker değil, sivil olarak hareket edecekti.
Atatürk'ün Samsun'a çıkışı Atatürk’ün Samsun’a çıkışında gördüğü manzara pek parlak değildi. Şehirde İngiliz işgal kuvvetleri vardı. Halk kendisini koruyamayacak durumdaydı. Atatürk bugün müze haline getirilen Hıntıka Palas’ta kaldıkları süre içinde hep bu sorunları düşündü, yolculukta geçirdiği uykusuz geceler sona ermemişti; şimdi de burada uykusuz geceler başlıyordu. Ama, O’nda ve O’nun gibi düşünenlerde bu azim oldukça hiçbir engel aşılmaz değildi.

Bu yolculuk Türk Milleti için bir dönüm noktası oldu ve kurtuluşun başlangıcıydı. Millî Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’da Anadolu topraklarına bastığı 19 Mayıs 1919 tarihinin önemi nedeniyle de 19 Mayıs’ı Türk gençliğine armağanıdır.

.

Atatürk’ün şu sözleri hepimiz için bir rehber olmalıdır:“Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kâfidir”demiştir. Atatürk’ü anlamak, yaşadıklarını ve fikirlerini bilmekle mümkündür.

15 TATİL NE ZAMAN?


15 TATİL NE ZAMAN?
2012- 2013 Eğitim ve Öğretim yılı 17 Eylül de açılmıştı.2012 2013 yarıyıl tatili 2013 yılı Ocak ayında başlayacak.Milli Eğitim Bakanlığı resmi iş günü takvimi 2012 2013 Eğitim Öğretim yılı için kesinleşmiştir.
 2012 2013 yılı yarıyıl tatili şöyle belirtilmiştir.25 OCAK 2013 tarihinde öğrenciler karnelerini alıp 15 günlük tatil yapacaklar.Yarıyıl tatili 11 ŞUBAT 2013 de sona erecek.

19 Aralık 2012 Çarşamba

Kanuni Sultan Süleyman'ın Hayatı

Kanuni Sultan Süleyman

I. Süleyman, (d. 6 Kasım 1494, Trabzon – ö. 6 Eylül 1566). 10. Osmanlı padişahı ve İslam halifesidir.

Türk tarihinde Kanuni Sultan Süleyman, batı dünyasında ise Suleyman The Magnificent(Muhteşem Süleyman) olarak bilinir. Babası Yavuz Sultan Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Sultandır. Saltanatında Osmanlı İmparatorluğu en yüksek dönemini yaşamıştır.

Çocuk yaşta Istanbul'da bilim, tarih, edebiyat, din ve askerlik eğitimi aldı. 1509 yılında annesinin doğum yeri olan Kırım'da Kefe sancakbeyliğine atandı. Daha sonra Saruhan sancakbeyliği göreviyle Manisa'ya gönderildi. Padişahın sefere çıktığı vakitlerde Batı sınırını korumak için Edirne'de bulundu. Babasının ölümü sırasında yine Manisa'da bulunan şehzade Süleyman, sadrazam Piri Paşa'nın çağrısı üzerine İstanbul'a gelerek 1 Ekim 1520 tarihinde tahta çıktı.


Kanuni padişah olunca içişlerinde belli bir düzene kavuşmuş devlet yönetimi babasının yaptığı ıslahatlarla sağlamlaşmış temeller üzerinde duran bir devletin başına geçti. İmparatorluğun iç bunalımlarıyla uğraşmadan kısa bir süre Batı dünyasının geçirdiği dönüşümleri izledi. Batı rönesansın yaratığı bir açılma ortamında teknik yönden belli aşamalara ulaşmış; Fransa ve Almanya'da dinsel reformlar yapılarak birlik sağlanmıştı. Kanuni bu ortamda, askeri alanda oldukça üstün duruma gelmiş olan Osmanlı İmparatorluğunun gücünü Batı'ya yine askeri yönden kabul ettirme yolunu seçti.

İmparatorluk içinde Süleyman dürüst hükümdar ve çözülmeye,bozulmaya ,rüşvete karşı olarak biliniyordu.Yetenekli bir kuyumcu ve seçkin bir şair olduğu kadar,Süleyman ayrıca sanatçıların ve filozofların büyük hamisiydi.Osmanlı İmparatorluğu'nun kültürel gelişmesindeki Altın Çağı'nın hükümdarıydı.Süleyman 16 ncı yüzyıl ön seçkin hükümdar olarak kabul ediliyordu;rakipleri Charles V Kutsal Roma İmparatoru (1519-56) , Francis I (Fransa,1515-47), Henry VIII (İngiltere,1509-47),Sigusmund II (Polonya,1548- 1572) ve Ivan IV (Rusya,1530-84).Onun liderliğinde Osmanlı İmparatorluğu Altın Çağı'na ulaştı ve dünya gücü haline geldi.Süleyman,Osmanlı ordusunu Belgrad,Rodos,Macaristan'ın çoğunun fethinde kendisi yönetti.Viyana kuşatması planını hazırladı.Ortadoğu'nun çoğu toprağını imparatorluğa kattı.Karasularını Kuzey Afrika'ya Cezayir'e genişletti.Kısa dönemde Osmanlı'lar Akdeniz,Kızıl Deniz ve İran Körfezinde deniz hakimiyetini başardılar.Osmanlı İmparatorluğu onun ölümünden sonra genişlemesine bir yüzyıl devam etti